2024’te Kars’ın Nüfusu Ne Kadar? — Psikolojik Bir Mercek
İnsan davranışlarının, toplumsal yapının ve bireysel yaşam deneyimlerinin birbirine nasıl karıştığını düşündükçe, nüfus verisi gibi “soğuk” görünen rakamların bile ardında derin bir duygusal ve bilişsel yük olabileceğini fark ediyorum. 2024’te Kars’ın nüfusu ne kadar sorusuna yanıt ararken, aynı zamanda bu değişimin insanların psikolojisi, toplumsal etkileşimleri ve kentin geleceğe dair algısıyla nasıl bağlantılı olabileceğini mercek altına almak istedim.
2024 Kars Nüfus Verileri
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, 2024 yılında Kars ilinin nüfusu 272.300 kişi olarak belirlenmiştir. ([Nüfus Verileri][1])
Bu nüfusun cinsiyet dağılımına bakıldığında: 140.166 erkek (%51,47), 132.134 kadın (%48,53) olduğu görülmektedir. ([Nufusu][2])
Buna ek olarak, 2023’te 278.335 olan nüfus, 2024’te yaklaşık 6.035 kişi azalmış — bu da %2,17 civarında bir düşüş anlamına geliyor. ([Nufusu][2])
Bu sayısal değişim — yalnızca bir “istatistik” değil — aynı zamanda kentin sosyal dokusunun, bireylerin aidiyet hissinin, toplumsal etkileşim dinamiklerinin ve kolektif psikolojinin de değişim sinyalleri olabilir.
Bilişsel Boyut: Nüfus Değişimi ve Bireysel Algılar
Nüfus Düşüşünün Bireylerde Yaratabileceği Psikolojik Etkiler
Bir kentin nüfusu azalırken, bireyler — özellikle kalanlar — bu durumu nasıl algılar? Bilişsel psikoloji açısından, değişim ve belirsizlik, geleceğe dair öngörüleri, güven hissini ve aidiyet duygusunu etkiler.
– Gelecek kaygısı: Nüfusun azalması, “Kars’ın geleceği nasıl olacak?”, “Genç insanlar nereye gidiyor?” gibi sorular aklımıza getirir. Bu belirsizlik, hem gençlerde hem yaşlılarda gelecek ile ilgili kaygılar yaratabilir.
– Aidiyet duygusu ve kimlik: Kentin nüfusu düştükçe, geriye kalan bireyler arasında “Elimizde ne kaldı?”, “Bu şehir kimliğini koruyacak mı?” gibi sorular belirebilir. Aidiyet ve kentin kolektif kimliği sarsılabilir.
– Algıda değişim: Azalan kalabalık, “şehirden göçüyorlar” algısını güçlendirir — bu da kalanların kenti terk edenlere dair zihninde bir boşluk hissi yaratabilir. Bu algı, hem sosyal bağların zayıflamasına hem de kent efsanelerinin/hatıralarının önem kazanmasına yol açabilir.
Sosyal etkileşim ve Toplumsal Hafıza Üzerine Etkiler
Kentteki nüfus azalması, toplumsal etkileşimin niteliğini de dönüştürebilir. Daha az insan, daha az sosyal etkileşim, daha az komşuluk, daha az kolektif deneyim — bu da bireylerin yalnızlık, izolasyon ya da yabancılaşma hislerine kapılmasına neden olabilir.
Aynı zamanda toplumsal hafıza ve kolektif geçmiş, göç edenlerle beraber “kaybolduğunu” hissettirebilir. Göç edenlerin anısı, dışarıdan dönmeyen akrabalar, azalan festivaller ya da topluluk etkinlikleri, kentin sosyal dokusunu değiştirebilir — ve bu değişim, hem bireysel hem toplumsal psikolojide bir travma ya da eksiklik hissi doğurabilir.
Duygusal Zekâ ve Toplumsal Psikoloji: Göç, Ayrılık, Dayanışma
Göçün Getirdiği Duygusal Karmaşa
Göç; sadece mekânsal bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir ayrılık, bir geride bırakma, bazen bir kopuş demektir. Göç eden kişi için olsa da, geride kalanlar için de bu durum — kayıp, özlem, yalnızlık — duygusal bir sarsıntı yaratabilir.
Bu duygusal karmaşa; empati, özlem, sadakat, umutsuzluk gibi duyguları beraberinde getirir. Kalanlar açısından, göç edenlerin yokluğu, kentin canlılığının azaldığı hissini doğurabilir. Bu ise günlük yaşamda moral, sosyal etkileşim ve toplumsal güven duygusunda azalmaya yol açabilir.
Kolektif Travma ve Dayanışma Potansiyeli
Göç edenlerle geride kalanlar arasında bir kopuş olsa da — bazen bu kopuş, kolektif bir travmanın habercisi olabilir — aynı zamanda bu durum yeni dayanışma modellerine, kolektif reflekslere zemin de hazırlayabilir.
Örneğin, kalanlar arasında “Karslı olmak ne demek?”, “Kentimizi korumak için ne yapabiliriz?” gibi sorular belirebilir. Bu sorular, duygusal zekâ ve toplumsal farkındalıkla, kentin değerlerinin yeniden tanımlanmasına, yerel kimliğin korunmasına ve yeni toplumsal bağların kurulmasına yol açabilir.
Sosyal Psikoloji ve Toplumsal Dinamikler
Küçülme, Göç ve Kolektif Kimlik
Sosyal psikoloji perspektifinden, bir topluluğun nüfusu azalırken, kolektif kimlik de değişime uğrar. “Bizlik” hissi zayıflayabilir; “Karslılık” tanımı yeniden şekillenebilir. Özellikle gençlerin göç etmesiyle, kentin demografik yapısı, yaş ortalaması ve sosyal dinamizmi değişir — bu da toplumsal etkileşim kalitesini etkiler.
Bu noktada, toplumsal bağların yeniden kurulması gerekiyor: hem mekânsal hem duygusal bağlar. Göç edenlerin geride bıraktıkları mahalleler, sokaklar, komşuluk ilişkileri — bunların eksilmesi, kentin ruhunda bir boşluk yaratabilir.
Çelişkiler, İçsel Çatışmalar ve Adaptasyon Süreci
Psikolojik araştırmalar, insanların hem “kendi yararına” hem “aidiyet ettiği yere sadakat” arasında çatışma yaşayabileceğini gösteriyor. Bir yandan göç ederek daha iyi yaşam koşulları arayan genç bireyler, öte yandan geride kalanlar için aidiyet ve sadakat duygusu baskın olabilir.
Bu çatışma, bireylerde suçluluk, terk edilmişlik, yabancılaşma gibi duyguları tetikleyebilir; topluluk içinde ise geleneklerin, kolektif ritüellerin zayıflamasına neden olabilir — ve bu da toplumsal adaptasyon sürecini zorlaştırır.
Çelişkiler, Araştırmalar ve Sosyal Gerçeklik
Psikoloji literatüründe, göç, toplumsal değişim ve kimlik üzerindeki etkileri inceleyen birçok çalışma var. Meta-analizler, göç eden bireylerle geride kalanlar arasındaki duygusal ve psikolojik uçurumun, toplumsal sermaye ve sosyal bağlar üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.
Öte yandan, bazı saha çalışmaları ise göçün aynı zamanda yeni dayanışma biçimleri, yeniden tanımlanmış kimlikler ve kolektif direniş potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Özellikle küçük kentlerde, göç sonrası geride kalanlar, birlik olma, mahalle dayanışması, kültürel hafızayı canlı tutma gibi refleksler geliştirebiliyor.
Kars özelinde, 2024 verilerindeki nüfus düşüşü ve göç eğilimi, bu tür çelişkilerin tam ortasında. Göç edenlerin umut arayışı ile kalanların sadakat, aidiyet ve toplumsal hafıza arayışı arasında bir gerilim söz konusu.
Okura Soru: Kendi İçsel Deneyiminiz Ne Söylüyor?
– Eğer siz Kars’ta yaşıyorsanız — nüfusun azalması, mahallelerinizin boşalması, komşuların göç etmesi, sokakların sessizleşmesi — sizde hangi duyguları uyandırıyor? Bir yandan umut, bir yandan kayıp hissi mi?
– Göç etmiş ya da başka bir yere yerleşmiş tanıdıklarınız olduğunda — aradığınızda veya anılarını hatırladığınızda — ne hissediyorsunuz? Aidiyet, özlem, suçluluk, yabancılaşma… Hangileri belirginleşiyor?
– Sizce bir kentin ruhu — nüfus sayısıyla mı, toplumsal bağlarla mı ölçülür? Kendi içinizde, “gerçek bir kent” olgusunu nasıl tanımlıyorsunuz?
– Ve en önemlisi: Bu nüfus değişimi ve göç süreci, kentin psikolojik sağlığı, toplumsal dayanışması, kolektif kimliği açısından bir «tehdit» mi, yoksa bir «yeniden doğuş» potansiyeli mi barındırıyor?
Kars’ın nüfusu 272 bin 300 — bu bir sayı. Ama bu sayı, insanların yaşadığı evlerin, terk edilen sokakların, yitirilen anıların, yeni kurulan hayatların sessiz tanığı. Bu yazı, sadece bir demografi kurgulaması değil; her biri birer birey olan bu rakamların ardındaki duygulara, psikolojik gerçekliklere ve toplumsal sonuçlara bakabilme çabası. Şimdi, benzer bir gözle siz de kendi kentiniz ya da çevreniz için bakın: “Rakamlardan öte, hangi insanlık öyküleri gizli?”
[1]: “Kars Nüfusu 2024 (Erkek, Kadın) – Türkiye Nüfusu”
[2]: “Kars Nüfusu 2024 2025 – nufusu.com”